Peygamberliğin dördüncü yılında açıkça dine davet dönemi başladı. Bu tebliğe Hz.Muhammed' yakın akrabalarından başlaması emredildi. Peygamberimiz İslam'ı açıkça tebliğ etmeye başladıktan sonra müşrikler onu ciddi bir tehdit olarak görmüşler ve ona olan düşmanlıklarını artırmışlardı. Resûlullah'ın davetini engellemek için her yolu deniyorlardı. Kureyş'in ileri gelenleri onu davasından vazgeçirmek için Eba Talib'le de bir kaç defa görüştüler. Eba Tálib, müşriklerin tazyikinden onu koruyamayabileceğini söyleyince Hz.Muhammed'den şu müthiş cevabı aldı: "Ey Amca! Allah'a yemin ederim ki onlar sağ elime güneşi, sol elime de ayı koysalar ben yine davamdan vazgeçmem. Allah (c.c.) bu dini bütün cihana yayar, vazifem biter yahut bu uğurda canımı veririm!" Yeğeninin gücenmesine dayanamayan Ebu Tälib şöyle dedi: "Ey kardeşimin oğlu! İstediğini söyle. Allah'a (c.c.) yemin ederim ki seni hiç bir zaman himayesiz bırakacak değilim." Müşrikler Hz. Peygamber'i (a.s.) davasından vaz geçirmek için ona, istediği kadınla evlenme, arzu ettiği kadar dünya serveti ve kabile reisliği gibi her türlü teklifi yaptılar. Ancak Allah Resûlü yukarıda da anlattığım gibi dini tebliğ hususunda sarsılmaz bir irade ve sağlam bir imana sahipti. Müşrikler Ebû Talib ve Resûlullah'la görüşmelerden netice alamayınca Müslūmanlara eziyet ve işkenceye başladılar. Allah Resûlü'ne ve müminlere alay ve hakaretle başlayan sıkıntıları işkenceler takip etti. Müşrikler Mūslümanlara her tūrlü işkenceyi uygulayıp bazılarını öldürüyordu. Özelikle köleler ve toplumda statü olarak zayıf durumdakiler bu işkence ve eziyetlerden en büyük payı alıyordu. Müşriklerin Allah Elçisi'ne karşı çıkmalarının birçok sebebi bulunmaktaydı, Mekke, Kabe ve civarındaki putları ziyaret için gelenlerle dolup taşıyor bu yüzden Kureyşliler para ve itibar kazanıyorlardı. Mekke'de İslâmiyet yayılırsa bütün diğer Arap kabilelerinin bu menfaatleri elden gidebilirdi. Ayrıca Kureyşliler atalarından gelen geleneklerine çok önem veriyorlar ve atalarının geleneğinden ayrılmayacaklarını söylüyorlardı.
Ayrıca orta çağın karanlıklarında yaşayan ve Cahilive dönemi olarak adlandınlan bir anlayışa sahip olan Kureyşlilerin ahlaki seviyeleri Peygamber davetini kabul edecek bir durumda degildi. Zira Cahiliye toplumunda içki, kumar, zina ve yalancılık yanında maddi güç ve kabile asabiyetine dayanan üstünlük anlayışının beslediği haksiz kazanç ve her türlü zulüm mevcuttu. Mekke'de gittikçe dozu artan bu zulumler inananları yeni arayışlara yöneltti. Hz. Muhammed mūminlere çıkış yolu olarak Habeşistan'a gidebileceklerini söyledi. Bunun üzerine bir grup Müslûman Habeşistan'a hicret etti. M 615 gerçekleşen ilk kafile, dördü kadın on biri erkek olmak üzere on beş kişiden oluşmaktaydı. Aralarında Hz. Osman ve Resûlullah'ın eşi Rukiyye de bulunmaktaydı. Kureyşli müşriklerin işkencelerinin artarak devam etmesi üzerine ertesi yıl Câfer b. Ebu Talib'in başkanlığında ikinci bir kafile Habeşistan'a göç etmiştir. Bu grub seksen iki erkek ve on sekiz kadından oluşmaktaydı.
İsra ve Mi'râc Mucizesi
Müşriklerin Hz. Peygamber'in kabilesi olan Haşimoğulları'na uyguladığı boykot zulmünün etkisi günden güne artıyordu. Boykotun sona ermesinden kısa bir süre sonra Peygamberimiz'i (çocukluğundan beri koruyup gözeten ve her türlü sıkıntısında yanında bulunan amcası Ebu Talib'i ve sevgili eşi Hz. Hatice'yi kaybetti. bu iki vefat Hz. Peygamberi son derece üzdü. İki ölümün gerçekleştiği bu seneye hüzün yılı dendi." Hz. Peygamber Mekke'deki artan zulümlerden bir nebze olsun nefes almak ve dini tebliğ etmek amacıyla Taife yöneldi. Kureyşlilerle akrabalık ve ticaret bağı bulunan Sakif Kabilesi, Hz. Peygamber'in tebliğine icabet etmedikleri gibi onu ve yanında bulunan Zeyd b. Sabiti taşlattılar. Bu olayda Resûlullah'ın ayakları şiddetli bir şekilde yaralandı. Mübarek ayaklarından kanlar aktı. Hz. Peygamber'i korumaya çalışan zeyd bin sabit'in de vücudu yaralar içinde kaldı.
Hz. Peygamber Taif ten üzgün bir şekilde ve halini Rabbi'ne anlata anlata Mekkeye doğru yöneldi. Rahmet Peygamberi en sıkıntılı anlarından birini yaşıyordu. Tam bu esnada gökyüzünde Cebrail göründü ona hitaben: "Ey Allahın Elçisi! Allah (c.c.) kavminin sana söylediklerini işitti, yaptıklarını gördü. Sana şu dağların Meleğini gönderdi. Kavmin hakkında ne istersen bu melege emredebilirsin." dedi." Dağlar emrine verilmiş olan melek Muhammed'e selam vererek emrinde olduğunu; arzu etmesi halinde iki dağı müşriklerin üzerine devirerek onları helak edebileceklerini söleyince Hz. Muhammed şöyle buyurdu: "Hayır! Ben onların ezilip yok olmalarını değil, müşriklerin soyundan Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayan ve yalnızca ona ibadet eden kimseler meydana getirmesini istiyorum." Buradan da anlaşılıyor ki Hz Muhammed çaresiz kaldığı, hayatının en büyük eziyet ve sıkıntılarını çektiği bir anda bile ümmetine beddua etmemiş, bilakis onların ıslahı için dua etmistir. Böyle bir merhamet ancak alemlere rahmet olarak gönderilmiş bir kişide olabilirdi. O, bu yüzden Rahmet Peygamberi olarak anılıyordu. Müşrikler onun Tâif ten Mekke'ye girişine izin vermiyorlardı. Hz. Peygamber'in o günün şartlarında Mekke'ye girebilmesi için birilerinin himayesine girmesi gerekiyordu. Bunun üzerine Resûlullah Mutim b. Adiy'in himayesinde Mekke'ye geldi.
Hz. Peygamber'in yaşadığı sıkıntılı günlerin ardından Allah (c.c) Resulu'nü İsrā mucizesiyle teselli etti. Allah (c.c.) bir gece vakti kulu ve elçisi Hz. Muhammed'i Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksaya götürdü. İsra olarak isimlendirilen bu gece yolculuğu İsra Suresi'nde anlatılmaktadır. Ayrıca aynı gecede Hz. Peygamberin göge yükselişi mirac olayı vuku bulmuştur.
Çok uzun bir makale oldu ancak bu konuların üzerinde tek parçada durmak daha makul ve faydalı olacaktır. Mirac hadisesine de kısaca değinelim ve makalemizi bitirelim arkadaşlar
Mirac mucizesi hadislerle sabittir. " Beş vakit namazın farz kılınması, Bakara Sûresi'nin son iki ayetinin inmesi ve ümmeti Muhammed'den Allah'a ortak koşmayanların büyük günahlarının affedilmesi bu gecede gerçekleşen hadiselerdendir." Hz. Peygamber'in teblig görevi sadece Mekkelilerle sınırlı değildi. Resulullah bulduğu her imkanı değerlendiriyordu. Hac ve Umre için Mekke'ye gelenlere ayrıca ticaret için panayırlara gelenlere islam'ı anlatmaya gayret ediyordu. Risaletin 1.Yılında (M 620) hac mevsiminde dini tebliğ ederken Akabe denilen yerde Yesribli altı kişiyle karşılaştı. Hazrec kabilesinden olan bu kişiler Hz. Peygamber'in davetine uyarak Mūslüman oldular ve ertesi yıl aynı yerde buluşmak üzere sözleştiler." Ertesi yıl Hac mevsiminde Akabe'de, on'u Hazrec ikisi Evs Kabilesinden olmak üzere on iki kişi Resûlullah'la biraraya geldi. I. Akabe biatı olarak anılan bu buluşmada Allah'a ortak koşmayacaklarına, hırsızlık ve zina yapmayacaklarına, çocuklarını öldürmeyeceklerine, iftira etmeyeceklerine ve Resûlullah'ın emirlerine uyacaklarına dair Hz. Peygambere söz verdiler.Hz. Peygamber Yesriblilere dini öğretmek üzere Mus'ab b. Umeyr'i bu heyetle birlikte gönderdi. Mus'ab b. Umeyr'in gayretleri sonucu pek çok kişi Müslüman oldu." Risâletin 13.yılı (M 622) hac mevsiminde ikisi kadın yetmiş üçü erkek olmak üzere yetmiş beş kişi Mekke'ye geldi. Yine Akabe'de bir gece yarısı gizlice Hz. Peygamber'le buluştular. İslam Tarihinde II. Akabe Biatı olarak bilinen sözleşmenin bazı şartları şunlardı: Resulullah Yesrib'e geldiğinde ona her türlü yardımı yapacaklarına, kadınları ve çocuklarını koruyup gözettikleri gibi onu koruyup gözeteceklerine dair Hz. Peygamber'e söz verdiler. Yesrib'e hicretin kararlaştırıldığı bu buluşmada Allah elçisine itaate ve zor zamanda onunla her türlü zorlukla birlikte mücadele edeceklerine dair biat ettiler. Hz. Peygamber'in talebi üzerine üçü Evs, dokuzu Hazrecli olmak üzere on iki temsilci seçtiler. Müşrikler bu görüşmeler hakkında bazı şeyler işittilerse de bunu doğrulatamadılar. Bu süreçten sonra Resûlullah (a.s.) Müslümanları Yesrib'e hicrete teşvik etti.
Buraya kadar okuyan arkadaşlara teşekkürler. Bir sonraki makalede Medine'ye hicret konusunada değinerek güzel bir makale yazmayı düşünüyorum.
Sağlıkla Kalın.
İyi Forumlar...
Ayrıca orta çağın karanlıklarında yaşayan ve Cahilive dönemi olarak adlandınlan bir anlayışa sahip olan Kureyşlilerin ahlaki seviyeleri Peygamber davetini kabul edecek bir durumda degildi. Zira Cahiliye toplumunda içki, kumar, zina ve yalancılık yanında maddi güç ve kabile asabiyetine dayanan üstünlük anlayışının beslediği haksiz kazanç ve her türlü zulüm mevcuttu. Mekke'de gittikçe dozu artan bu zulumler inananları yeni arayışlara yöneltti. Hz. Muhammed mūminlere çıkış yolu olarak Habeşistan'a gidebileceklerini söyledi. Bunun üzerine bir grup Müslûman Habeşistan'a hicret etti. M 615 gerçekleşen ilk kafile, dördü kadın on biri erkek olmak üzere on beş kişiden oluşmaktaydı. Aralarında Hz. Osman ve Resûlullah'ın eşi Rukiyye de bulunmaktaydı. Kureyşli müşriklerin işkencelerinin artarak devam etmesi üzerine ertesi yıl Câfer b. Ebu Talib'in başkanlığında ikinci bir kafile Habeşistan'a göç etmiştir. Bu grub seksen iki erkek ve on sekiz kadından oluşmaktaydı.
İsra ve Mi'râc Mucizesi
Müşriklerin Hz. Peygamber'in kabilesi olan Haşimoğulları'na uyguladığı boykot zulmünün etkisi günden güne artıyordu. Boykotun sona ermesinden kısa bir süre sonra Peygamberimiz'i (çocukluğundan beri koruyup gözeten ve her türlü sıkıntısında yanında bulunan amcası Ebu Talib'i ve sevgili eşi Hz. Hatice'yi kaybetti. bu iki vefat Hz. Peygamberi son derece üzdü. İki ölümün gerçekleştiği bu seneye hüzün yılı dendi." Hz. Peygamber Mekke'deki artan zulümlerden bir nebze olsun nefes almak ve dini tebliğ etmek amacıyla Taife yöneldi. Kureyşlilerle akrabalık ve ticaret bağı bulunan Sakif Kabilesi, Hz. Peygamber'in tebliğine icabet etmedikleri gibi onu ve yanında bulunan Zeyd b. Sabiti taşlattılar. Bu olayda Resûlullah'ın ayakları şiddetli bir şekilde yaralandı. Mübarek ayaklarından kanlar aktı. Hz. Peygamber'i korumaya çalışan zeyd bin sabit'in de vücudu yaralar içinde kaldı.
Hz. Peygamber Taif ten üzgün bir şekilde ve halini Rabbi'ne anlata anlata Mekkeye doğru yöneldi. Rahmet Peygamberi en sıkıntılı anlarından birini yaşıyordu. Tam bu esnada gökyüzünde Cebrail göründü ona hitaben: "Ey Allahın Elçisi! Allah (c.c.) kavminin sana söylediklerini işitti, yaptıklarını gördü. Sana şu dağların Meleğini gönderdi. Kavmin hakkında ne istersen bu melege emredebilirsin." dedi." Dağlar emrine verilmiş olan melek Muhammed'e selam vererek emrinde olduğunu; arzu etmesi halinde iki dağı müşriklerin üzerine devirerek onları helak edebileceklerini söleyince Hz. Muhammed şöyle buyurdu: "Hayır! Ben onların ezilip yok olmalarını değil, müşriklerin soyundan Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayan ve yalnızca ona ibadet eden kimseler meydana getirmesini istiyorum." Buradan da anlaşılıyor ki Hz Muhammed çaresiz kaldığı, hayatının en büyük eziyet ve sıkıntılarını çektiği bir anda bile ümmetine beddua etmemiş, bilakis onların ıslahı için dua etmistir. Böyle bir merhamet ancak alemlere rahmet olarak gönderilmiş bir kişide olabilirdi. O, bu yüzden Rahmet Peygamberi olarak anılıyordu. Müşrikler onun Tâif ten Mekke'ye girişine izin vermiyorlardı. Hz. Peygamber'in o günün şartlarında Mekke'ye girebilmesi için birilerinin himayesine girmesi gerekiyordu. Bunun üzerine Resûlullah Mutim b. Adiy'in himayesinde Mekke'ye geldi.
Hz. Peygamber'in yaşadığı sıkıntılı günlerin ardından Allah (c.c) Resulu'nü İsrā mucizesiyle teselli etti. Allah (c.c.) bir gece vakti kulu ve elçisi Hz. Muhammed'i Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksaya götürdü. İsra olarak isimlendirilen bu gece yolculuğu İsra Suresi'nde anlatılmaktadır. Ayrıca aynı gecede Hz. Peygamberin göge yükselişi mirac olayı vuku bulmuştur.
Çok uzun bir makale oldu ancak bu konuların üzerinde tek parçada durmak daha makul ve faydalı olacaktır. Mirac hadisesine de kısaca değinelim ve makalemizi bitirelim arkadaşlar
Mirac mucizesi hadislerle sabittir. " Beş vakit namazın farz kılınması, Bakara Sûresi'nin son iki ayetinin inmesi ve ümmeti Muhammed'den Allah'a ortak koşmayanların büyük günahlarının affedilmesi bu gecede gerçekleşen hadiselerdendir." Hz. Peygamber'in teblig görevi sadece Mekkelilerle sınırlı değildi. Resulullah bulduğu her imkanı değerlendiriyordu. Hac ve Umre için Mekke'ye gelenlere ayrıca ticaret için panayırlara gelenlere islam'ı anlatmaya gayret ediyordu. Risaletin 1.Yılında (M 620) hac mevsiminde dini tebliğ ederken Akabe denilen yerde Yesribli altı kişiyle karşılaştı. Hazrec kabilesinden olan bu kişiler Hz. Peygamber'in davetine uyarak Mūslüman oldular ve ertesi yıl aynı yerde buluşmak üzere sözleştiler." Ertesi yıl Hac mevsiminde Akabe'de, on'u Hazrec ikisi Evs Kabilesinden olmak üzere on iki kişi Resûlullah'la biraraya geldi. I. Akabe biatı olarak anılan bu buluşmada Allah'a ortak koşmayacaklarına, hırsızlık ve zina yapmayacaklarına, çocuklarını öldürmeyeceklerine, iftira etmeyeceklerine ve Resûlullah'ın emirlerine uyacaklarına dair Hz. Peygambere söz verdiler.Hz. Peygamber Yesriblilere dini öğretmek üzere Mus'ab b. Umeyr'i bu heyetle birlikte gönderdi. Mus'ab b. Umeyr'in gayretleri sonucu pek çok kişi Müslüman oldu." Risâletin 13.yılı (M 622) hac mevsiminde ikisi kadın yetmiş üçü erkek olmak üzere yetmiş beş kişi Mekke'ye geldi. Yine Akabe'de bir gece yarısı gizlice Hz. Peygamber'le buluştular. İslam Tarihinde II. Akabe Biatı olarak bilinen sözleşmenin bazı şartları şunlardı: Resulullah Yesrib'e geldiğinde ona her türlü yardımı yapacaklarına, kadınları ve çocuklarını koruyup gözettikleri gibi onu koruyup gözeteceklerine dair Hz. Peygamber'e söz verdiler. Yesrib'e hicretin kararlaştırıldığı bu buluşmada Allah elçisine itaate ve zor zamanda onunla her türlü zorlukla birlikte mücadele edeceklerine dair biat ettiler. Hz. Peygamber'in talebi üzerine üçü Evs, dokuzu Hazrecli olmak üzere on iki temsilci seçtiler. Müşrikler bu görüşmeler hakkında bazı şeyler işittilerse de bunu doğrulatamadılar. Bu süreçten sonra Resûlullah (a.s.) Müslümanları Yesrib'e hicrete teşvik etti.
Buraya kadar okuyan arkadaşlara teşekkürler. Bir sonraki makalede Medine'ye hicret konusunada değinerek güzel bir makale yazmayı düşünüyorum.
Sağlıkla Kalın.
İyi Forumlar...